HER TIRTIL KELEBEK OLUR MU?





“Kelebek olacak tırtılın önce kendi kabuğundan vazgeçmesi ve kendi varlığını gelecekteki varlığı için eritmesi gerekir. Her tırtıl kelebek olamaz, kelebek olacak tırtılın yeterince hayalci hücreler yetiştirmesi gerekir. Bu hayalci hücreler, diğer tırtıl hücreleri ile aynı yapıdadır ama bu hücreler tırtıl olmaktan sıkılan “rahatsız” hücrelerdir. Farklıdırlar, rahatsızdırlar.


Diğer tırtıl hücreleri büyürler, gelişirler, günü geldiğinde ölmeyi seçerler, doğal ölümü seçerler. Bu hayalci ve rahatsız hücreler ise yaşamayı ve yaşatmayı seçerler ve sayı eğer belirli bir eşiği aşarsa başlatır kelebeğin vücudunu oluşturmaya.


Ölümden, kaostan ve savaştan yeni bir dünya, bir kelebek yaratırlar.

Bir tırtılın kelebek olup olamayacağını belirleyen, hayalci hücrelerin sayısıdır.”

Ne kadar hoş!

Kelebek olmak özgür olmaktır bir kere.

Özgürlük, hayattır.

Renkli bir yaşamdır; binlerce çiçek ve koku demektir kelebek olmak.
Kelebek olmak güzellik demektir. Kendi muhteşem güzelliği ile dünyayı güzelleştirmektir aynı zamanda. Farklı olmaktır.

Tırtıl olmaksa, yaşamaktır sadece biyolojik olarak ve ölmek!

Yerde sürünmektir.

Aynı kalmaktır tırtıl olmak. Kolaydır da.

Ama kolay değil kelebek olmak, kabuğunu kırmak, kendini değiştirmek, farklı olmak …
Varolandan, bizi sınırlayan, küçülten hayatlardan “rahatsız olmak” gerek önce. Gelişmeye yol açan “rahatsızlık” iyi bir şey yani.
Rahat olan değişmez ve değiştirmez çünkü.
Değiştiren, rahatsız olandır.
Sonra kabuğumuzu kırmak gerek.
Rahatsız olmak, kabuğumuzu kırmak için ona vurduğumuz ilk darbedir aynı zamanda. Kabuğumuzu kırmadan değişemeyiz;  kabuğumuzdan dışarı çıkmalıyız önce.
Sonra değişimden ne beklediğimizi, neyi hedeflediğimizi canlandırmamız gerek, hem de en iyisini, en güzelini düşünmek, biçimlendirmek kafamızda. Aklımızın, duygularımızın sınırlarını genişletmek, zorlamak gerek. Varolandan uzaklaşmak; “hayal kurmak” kısacası.
Hep küçümsenir, alay edilir hayal kurmak ile bizde. Ailelerimiz, eğitim sistemimiz ve kültür yapımız hiç hoş bakmaz hayal kurmaya. Gerçekçi olmak, o tel örgülerle kaplı küçücük bahçelerimizden çıkmamak, oyalanmak  o bahçede tek doğruymuş gibi sunulur bize. Korkuturlar hayal kuranı; deli derler, çılgın derler. Hatta, hayal kurana küfür eden atasözü de bizdedir bilirsiniz.
Oysa, ne büyük güçtür insan için. Ne kadar değiştirici, geliştiricidir! Kabuğumuzu kırabilmemize ne kadar çok yardım eder! Yavanlığı, sıradanlığı alt etmenin yoludur hayal kurmak. Çotuksöken hocanın dediği gibi, bir farkındalık biçimidir hayal kurmak; alışkanlıklardan uzaklaşıp başka evrenlere yolculuğa çıkmaktır… Yeni yeni güzellikler keşfetmektir; bu keşiflerden özel tatlar devşirmektir.
Çocuklarımız ve gençlerimiz için ne büyük bir kötülüktür hayali ve hayal kuranı kötülemek!
Bilim, hayalsiz olmaz; sanat da öyle. Hayal etmeyen keşfedemez, icat edemez, değiştiremez, yaratamaz. Bahçenin tel örgülerini sökemez, üzerinden atlayıp gidemez uzaklara, yeni yerler bulamaz hayalsiz yaşayan.
Mücadele edemez rahatsız olmayan ve hayal kurmayan; tırtıl olur yani, tırtıl kalır.
Hayali olmayan yaşar sadece, sürünerek yaşar. Yaşadığını düşünür; bazen iyi, güvenli yaşadığını dahi düşünür ve sevinir.
Renksizdir hayatı, tekdüzedir.
Yalnız, kelebek olmak için rahatsız olmak ve hayal kurmak da kolay değil hani.
Rahatsız olmak için anlamak, algılamak, bilmek, görebilmek gerek.
Bilinç gerek yani. Akıl, düşünmek gerek rahatsız olmak, kabuğunu kırmak için.
Rahatsız hücrelerin olması gerek. Rahatsız hücreyi ise bilinç üretir.
Bilinçsiz insan sıradanlıktan, kendine dokunmadığını sandığı kötülükten, acıdan rahatsız olmaz.
Hayal kurmak kolay değil. Duygu gerek, duyarlılık, yürek gerek.
Sanat gerek örneğin hayal için; bilgi, bilim, felsefe gerek. Okumak gerek bolca.
Yani, hayal kuran hücrelerimiz sanatsız, bilimsiz, felsefesiz oluşamaz, gelişemez.
İradesiz de olmaz, bunu bir kenara atamayız.
Elimde olsa, özellikle ilk ve orta dereceli okul programlarına haftada en az iki saat zorunlu “Hayal bilgisi” dersi koyardım! Bu arada, anne ve babalara da aynı zorunluluğu oyun olarak getirsek mi?
Adaletli, haklara dayalı eşitlikçi bir toplumsa kelebek olmak eğer, kelebeği yaratacak bir hücre olmalıyız tırtılda. Hayalci hücrelerden olmalıyız. Belli sayıya ulaşmalıyız rahatsız, hayalci hücreler olarak; yoksa kelebek olamayız, kelebeğe dönüşemeyiz.
Kelebeklerle dolu bir hayat olmalı yaşadığımız;  hayatın kelebeği olmalıyız.
Yoksa tırtıl kalır, öyle yaşarız.
Belki de birisi basıverir üzerimize yerde sürünürken.
Rahatsız, hayalci hücre olmalıyız; hayatı güzelleştirmek için kelebeğe dönüşmeliyiz. Hayatı kelebeğe dönüştürmeliyiz belki de.
Tırtıl kalmayı kader bellememeliyiz. Kelebek olmak elimizde çünkü.
Kendi varlığımızı gelecekteki varlığımızın içinde eritebilmeliyiz; bunu göze alabilmeliyiz elbette.
Kelebek olmalıyız kısacası.
Yoksa, başkalarının tırtılı, başkalarının berbat hayatlarının ve hayallerinin tırtılı, parçaları oluveririz.

Avrupa Bilim ve Sanat Akademisi Üyesi beyin cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç’ın  Herkese Bilim Teknoloji adlı derginin 6. sayısındaki yazısında ilginç bir bilgi var.

aşağıdaki siteden alıntıdır...
(30.05.2016) https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2016/05/30/tirtil-kalmak-ya-da-kelebek-olmak/

Hiç yorum yok: