BELİREN YETİŞKİNLİK (ERGENLİKLE YETİŞKİNLİK ARASI)



BU YAZI ÇETİN DENİZ'İN YAYINLANMAMIŞ PSİKOLOJİ YÜKSEK LİSANS ÇALIŞMASIDIR. 
İstanbul Arel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014 
İnsan Yaşamında Yeni Bir Dönem Beliren Yetişkinlik
        İnsan yaşamın hangi noktasında yetişkin olmaktadır? Yetişkinliğe geçiş birden mi olur yoksa zamanla mı oluşur? Yetişkin olmak için hangi ölçütler önemlidir? Bu ölçütler evrensel midir, yerel ve kültürel midir? Bu yazıda ergenlikten yetişkinliğe geçişi tartıştım. Öteden beri insan yaşamı çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik evrelerinde incelenmektedir. Biraz daha ayrıntılı ele alındığında bu genel yaşam evrelerinin alt evrelere ayrıldığı göze çarpmaktadır. Örneğin; bebeklik çocukluğun alt evresi, yaşlılık yetişkinliğin alt evresi niteliğindedir. Ancak, son yıllarda yapılan gelişim psikolojisi çalışmaları bunlara “beliren yetişkinlik ( Emerging Adulthood )” adı verilen ve ergenlikten sonra gelen yeni bir yaşam dönemi eklemektedir.

            Beliren yetişkinlik ( Emerging Adulthood ), son yarım yüzyılda evlenme ve çocuk sahibi olma yaşındaki yükselişe bağlı olarak oluşan yeni bir yaşam dönemi iddiasıyla Amerikalı gelişim psikoloğu J. J. Arnett ( 2000 ) tarafından ileri sürülmüştür. Ortalama evlilik ve çocuk sahibi olma yaşının yükselmesinin nedeni de, eğitimi tamamlama yaşının uzaması ve insanların yetişkin olma ve eş-anne-baba rollerini alma gibi özelliklere ilişkin yaşlarındaki değişimdir. Beliren yetişkinlik, gelişmiş toplumlarda görülen, onlu yaşların sonu ile yirmili yaşları kapsayan, ergenlik ile genç yetişkinlik arasında yer alan ve ikisinden de farklı ve kendine özgü özellikleri olan özel bir gelişim dönemi olarak tanımlanmaktadır. Bu dönem, ne tam olarak bağımlılığı, ne de tam olarak yetişkin sorumluluğunu içeren bir dönemdir. Dönemin en temel özelliklerinden biri de kültürel özelliklerle çerçevelenmiş olmasıdır. En genel anlamıyla, yetişkin rollerinin ertelenmesine ve genç insanların bağımsız roller sergilemelerine bir ölçüde de olsa izin verilen ortamlarda ve kültürel çevrelerde görülen bir yaşam dönemidir. Herhangi bir ülkede belirli bir “beliren yetişkinlik yaş aralığına” sahip alt kültürler olabildiği gibi, belirli bir “beliren yetişkinlik yaş aralığına” sahip olmayan alt kültürler de olabilir. Varlıklı ülkelerde bile, sosyo-ekonomik statüde ve yaşam akışındaki önemli değişiklikler, genç insanların beliren yetişkinlik dönemini hangi sınıra kadar yaşayabileceğini belirlemektedir.
Beliren yetişkinlik döneminin özellikleri beş temel başlık altında toplanabilir;
1. Psikoloji çalışmalarında uzun yıllar “kimlik” konusu temel bir ergenlik görevi olarak ele alınmıştı. Ancak daha yeni çalışmalar dünyanın pek çok yerinde bir kimliğe sahip olma çabasının ergenliğin ötesine, özellikle bazı açılardan yetişkinlik başlarına taşındığını göstermektedir. Beliren yetişkinlik bireylerin “kimlik arayışı” ve kimlik gelişimini tamamladığı bir dönemidir. Bu dönemde özellikle aşkta, dünya görüşünde ve iş yaşamında farklı seçenekler denenmekte ve araştırılmaktadır. Bu süreç sayesinde bireyler kimliklerini sorgularlar; kim oldukları ve ne istedikleri hakkında daha fazla şey öğrenirler. Böyle bir kimlik oluşturma süreci için “beliren yetişkinlik” dönemi, onlara en iyi fırsatı sunmaktadır. Pek çok genç insan, yaşamlarının bu döneminde yaşamlarında değişikliklere neden olacak önemli seçimler yapmaktadır. Ergenlikte izin verilmeyen, cesaret edilmeyen ya da henüz bilinmeyen bazı şeyler hakkında daha ileri -20’lerin başları- yaşlarda deneyimlere girişildiğine ilişkin örnekler giderek artmaktadır. Dolayısıyla daha önce ergenlikte gerçekleştiği kabul edilen “deneme”lere daha çok 20’li yaşlarda girişilmekte; böylece kimlik konusu da daha ileri yaşların bir uğraşı haline gelmektedir.
            2. Beliren yetişkinlik “değişkenlik” dönemidir. Beliren yetişkinler, ergenlikten yetişkinliğe geçişte çizecekleri birçok farklı yol olduğunu bilirler ve çoğunun da kendisine seçtiği bir ya da birkaç yol vardır. Genç insanlar beliren yetişkinlik yılları boyunca gelecek planlarını birçok kez gözden geçirirler. Planların her gözden geçirilişinde kendileri hakkında bir şeyler öğrenirler ve nasıl bir gelecek istediklerini netleştirmeye doğru bir adım daha atarlar. Örneğin, bu dönemde bireyler aşk ve dünya görüşü gibi kimlikle ilgili temel yaşam alanlarında birçok kez değişiklik yaparlar. Beliren yetişkinlik döneminde, ergenlik dönemi sıkıntıları kaybolur; ancak bu sıkıntıların yerini yeni bir sıkıntı kaynağı olarak değişkenlik alır. Beliren yetişkinliğin değişkenliğini en iyi gösteren şey, genç insanların bir yerden bir yere ne kadar taşındıklarıdır. Pek çok popüler evlilik, müzik ya da oyunculuk yarışması programları (Türkiye’de- Biri Bizi Gözetliyor, Ben Evleniyorum, Pop Star, Akademi Türkiye, vb.) katılımcılarının çoğunu beliren yetişkinler arasından seçerler. Çünkü, beliren yetişkinler hem yeni bir yere gitmek üzere bağlı bulundukları yerden ayrılma özgürlüğüne sahiptir; hem de farklı bir şeyler yapma eğilimindedirler. Değişkenlik kimlik arayışının bir parçası ve yetişkinliğin daha uzun süreli ve kalıcı seçimlerini yapmadan önce deneyimlerini artırmanın bir yoludur.
3.  Beliren yetişkinlik, bireyin yaşamda “kendine en çok odaklandığı” ve en çok kendi başına olduğu bir dönemdir. İnsana günlük zorunluluklar ve sınırlamalar getiren sadece birkaç bağın bulunduğu tek dönem beliren yetişkinliktir. Beliren yetişkinlikte kendine odaklanma sağlıklı ve geçici olması nedeniyle olumlu görülmektedir. Beliren yetişkinler kendileri üzerinde yoğunlaşarak, günlük yaşamda becerilerini geliştirirler; kim olduklarını ve yaşamdan ne istediklerini daha iyi anlarlar ve böylece yetişkin yaşamlarının temellerini oluşturmaya başlarlar. Kendileri üzerine yoğunlaşmalarının en büyük kazancı kendi kendine yeterlilik kazanmaktır.
4.  Beliren yetişkinlik, “ergenlik ve yetişkinlik arasında bir geçiş” dönemidir ve bu dönemde birey kendini hem yetişkinmiş gibi hem de ergenmiş gibi algılamaktadır. Ergenliğin sınırlamaları ve yetişkinliğin sorumlulukları, beliren yetişkinlikte arama ve değişkenliklere açıklığı doğurur. Beliren yetişkinler, bu özelliklerinden dolayı ne ergen ne de yetişkindirler. Yasal açıdan pek çok ergen, yetişkin statüsünde değildir; oy kullanamazlar, resmi belgeleri imzalayamazlar ve ana-babalarının nüfusunun altındadırlar. Tersine, beliren yetişkinler yetişkinlerin haklarına sahiptirler. Yasal olarak yetişkin statüsü 18 yaşında elde edilmektedir. Ancak, yasal anlamda yetişkin statüsünü elde etmek yetişkin olmak anlamına gelmez ve beliren yetişkinlikten çıkıp, tam yetişkinliğe ulaşma noktası olan genç yetişkin olmak ise, ortalama 30 yaş dolaylarında gerçekleşmektedir.
5.  Beliren yetişkinlik, bireylerin yaşamlarını değiştirebilecek “fırsatların ve olanakların çok çeşitli olduğu” bir dönemdir. Bu dönemde insanların ümitleri, hayalleri, istekleri, beklentileri ve planları vardır. Bireyler için farklı bir gelecek hala olanaklıdır ve birey yaşamıyla ilgili çok az şeye kesin olarak karar vermiştir.
       Yetişkinliğe geçiş, son 15 yılda gelişim psikologları ve sosyologlar tarafından yoğun olarak çalışılmaya başlanan önemli bir konu haline gelmiştir. Özellikle değişen dünya ve yaşam koşulları karşısında yetişkinliğe geçiş eskiye oranla uzamış, niteliksel değişime uğramış ve çeşitlenmiştir. Yetişkinliğe geçiş sürecinde ortaya çıkan değişimler sonucunda geçiş sürecini açıklayan çeşitli kavramsal açıklamalar geliştirilmiştir. Son yarım yüzyılda yetişkinliğe geçişte, ortalama 18- 29 yaşlar arasındaki bireylerin ve hatta yetişkinlerin rollerinde dahi değişiklikler olmaya başlandığı açıkça gözlenmektedir.

       Evlilik, ana-baba olma, eğitimi tamamlama ve kendine ait bir evde yaşama gibi yetişkinliğe geçiş belirleyicileri daha erken yaşlardan yirmili yaşların sonuna doğru ilerlediği için, bu değişiklikler 18-29 yaşlar arasındaki bireylerin gelişimlerinin doğasını da değiştirmiştir. 18-29 yaşlar arasındaki bireylerin, yetişkin yaşamlarına girdikleri ve yetişkinlik rollerini üstlendiklerine ilişkin kesin kanıtlar da bulunmamakta ve bu yaşlardaki bireylerin özelliklerinde çok büyük farklılıklar göze çarpmaktadır ( Arnett 2000, 2004 ).

       Bu niteliksel farklılıklardan dolayı, bu dönem “beliren yetişkinlik dönemi ( emerging adulthood )” olarak adlandırılmıştır. Bildiride yetişkinliğe geçiş konusu kuramsal ( Erikson, Levinson, Schaie, Bühler, Viollant ve Arnett’in kuramları bağlamında ) ve kavramsal olarak tartışılacak ve beliren yetişkinlik kavramı çeşitli yönleriyle tartışılacak ve mevcut diğer yetişkinliğe geçiş kavramlarıyla bağlantısı sunulacaktır.
       Yetişkinliğe geçiş konusu ve insan yaşamında yeni bir dönem olduğu öne sürülen ve ortalama 18-29 yaş arasını kapsayan beliren yetişkinlik, kuramsal, kavramsal ve literatür bağlamında ele alınmıştır. 1990’ların başına kadar pek çok araştırma ve kurama göre, yetişkinliğe geçişin beş temel belirleyicisi olduğu öne sürülmektedir. Bunlar; okulu bitirme, evden ayrılma, tam zamanlı ve sürekli bir işe başlama, evlenme, ana-baba olmadır.  (Shanahan, Porfeli, Mortimer ve Erickson, 2002). Ancak, son yıllarda yapılan çalışmalar bir bireyin yetişkin olması için sadece demografik belirleyicilerin yeterli olmadığını, kişinin kendini yetişkin gibi hissetmesinin de oldukça önemli olduğunu göstermiştir.

       Bu bağlamda, yetişkinliğin başlangıcı aynı toplumda, hatta bir toplumun farklı kesimlerinde bile değişiklik göstermektedir. İnsan yaşamında yeni bir dönem olan beliren yetişkinlik döneminde, ne çocukluğun bağımlılığı bırakılmıştır; ne de yetişkin sorumluluğu tümüyle kabul edilmiştir ( Arnett, 2000; 2004 ). Beliren yetişkinliğin kimlik arayışı, değişkenlik, kendine odaklanma ( self-focused ), geçiş ve kendini arada hissetme ve olanaklar dönemi olmak üzere beş temel özelliği vardır ( Arnett, 2004 ). Literatüre bakıldığında, beliren yetişkinlik konusunda yapılan olumlu değerlendirmelerin ve destekleyici bulguların yanı sıra, beliren yetişkinlik dönemini desteklemeyen araştırmacıların da bulunduğu söylenebilir.

       Örneğin, Hendry ve Kloep ( 2007a, 2007b ) ve Bynner ( 2006 ) son yıllardaki toplumsal değişikliklerle birlikte yetişkin rollerine girmenin ertelenmesi, genç insanların yaşamlarının ailelerinden farklı olması konusunda ve 18-25 yaş arası bireylerin hem toplumlar arası hem de toplum içinde çeşitlilik gösterdiği konusunda da Arnett’le aynı görüşte olmalarına karşın, bu dönemin yeni bir yaşam dönemi olarak tanımlanmasının gereksiz olduğu görüşündedirler. Yazarlar yaşantı çeşitliliklerine vurgu yapıp bu döneme kuşkuyla bakmaktadırlar.
       Son birkaç on yılda sanayileşmiş toplumlarda görülen üniversite eğitiminin yaygınlaşması, evlilik öncesi cinsel ilişki ve birlikte yaşamaya anlayış gösterilmesi gibi değişimler, bireylerin yetişkin rollerine girmeyi daha ileri yaşlara ertelemelerine yol açmakta ve beliren yetişkinlik kavramını desteklemektedir. 21. yüzyılın sonunda beliren yetişkinlik, uzunluk ve içerik bakımından hem ülkeler arasında, hem de bir ülke içinde değişiklik gösterme olasılığına karşın, dünyanın pek çok yerinde genç insanlar için olağan bir yaşam dönemi olacak gibi görünmektedir. Psikolojide bir yaşam evresi olarak “beliren yetişkinlik” belki de son on yılda hızla yıldızı yükselmiş olan, aynı zamanda da tartışmalı bir konudur. Ancak, bu döneme ilişkin tartışmalara karşın, ergenlikten sonra yetişkinliğe geçiş yıllarının uzadığı kesin gözükmektedir ve beliren yetişkinlik çalışmalarının en önemli katkısının bu konuda olduğu söylenebilir.

BELİREN YETİŞKİNLİK

       Beliren Yetişkinler ne ergen dünyasına aittirler ne de tam olarak yetişkin dünyasına… Bir yandan kendi kendilerinin sorumluluklarını almaya başlamakla diğer yandan ailelerine yakın olarak bağlı olmak konusunda “arada kalmış” hisseden -ergenlikten yetişkinliğe geçiş sürecinde olan- 18-25 yaş arasındaki bireyler...

       Amerika’da, Psikolog Dr. Jeffrey Jensen Arnett’ in çalışmalarıyla başlayan ve tüm dünyada dikkat çeken yeni bir yaşam dönemi: “Beliren Yetişkinlik”.

       Beliren yetişkinlik, genç insanların kim olduklarını ve yaşamdan aşk-iş-eğitim alanlarında ne istediklerini keşfetmeye çalıştıkları bir dönemdir. Bu dönemde bireyler ne yapmak istedikleri, nereye gitmek istedikleri ve kimlerle birlikte olmak istedikleri konusunda benlikleri üzerine odaklanmıştırlar. Ancak çoğu birey kendi sorumluluklarını alma ile hala kendini tam olarak yetişkin hissedememe konusunda arada kalmış hissedebilmektedirler. Buna rağmen beliren yetişkinlik, iyimserliğin ön planda olduğu, bireylerin yaşama dair kendi ailelerinden daha iyi fırsatlar içinde olduklarına inandıkları bir dönemdir.

       Başka bir deyişle, beliren yetişkinlik, henüz karara varılmamış pek çok seçeneğin bulunduğu ve geleceğe ilişkin çok az şeyin netleştiği bir dönemdir. Dolayısıyla beliren yetişkinler, özellikle aşk ve iş alanlarında çeşitli olasılıkları deneme konusunda özgürdürler.


       Çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre beliren yetişkinlik döneminin beş ana karakteristiği bulunmaktadır (Arnett; 2004):
  • Kimlik arayışlarının ve -özellikle iş ve aşk alanlarında- çeşitli olasılıkların denendiği bir dönemdir.
  • Değişkenlik dönemidir.
  • Yaşam içinde bireyin en çok kendine odakladığı dönemdir.
  • Ergenlik ve yetişkinlik arasında bir geçiş ve kendini “arada kalmış” hissetme dönemidir. Ancak ne ergendirler ne de yetişkin…
  • Fırsatlar dönemidir. Büyük umutların ve beklentilerin yaşandığı, hayallerin gerçekleştirilmek üzere denendiği bir süreçtir.
Beliren Yetişkinliğe Kısa Bir Bakış
a. Kimlik Arayışı Dönemi
       Bu dönem, ergenlik boyunca yoğun bir şekilde süren kimlik keşfinin tamamlanması için, fırsatlarla dolu bir dönemdir. Bireyler kim oldukları ve yaşamdan ne istedikleri konusunda kendileriyle ilgili daha fazla bilgi edinirler. Nasıl bir insan olduklarını ve nasıl bir partnerin kendilerine en uygun olabileceğini araştırmaktadırlar. Aile ilişkilerinde daha özgürdürler. Ancak, evlilik, çocuk sahibi olma, tam zamanlı bir işi olma gibi yetişkin yaşamının tipik sorumluluklarını henüz almamışlardır. Ekonomik olarak ailelerine tamamen bağımlı değildirler; ama yetişkin rollerini de tam olarak almamışlardır ( Arnett, 2004 ).
b. Değişkenlikler Dönemi
       Arayışları ve aşk-iş alanlarındaki değişen seçimleri bu dönemi özel ve yoğun bir dönem yaparken aynı zamanda değişkenliklerle dolu bir dönem de yapmaktadır. Beliren yetişkinler, ergenlikten yetişkinliğe geçişteki rotalarını belirleyecek fikirleri olması gerektiğini bilirler ve zaten çoğunun da bu konuda bir planları vardır. Bu süreç boyunca planlarını gözden geçirirler Her gözden geçirişte de kendileri hakkında yeni bir şeyler öğrenirler ve nasıl bir gelecek istediklerini netleştirmeye doğru bir adım daha atarlar ( Arnett, 2004 ).
c. Kendine Odaklanma Dönemi
       Beliren yetişkinlik döneminde kendine odaklanmada yanlış bir durum söz konusu değildir; bu normal,sağlıklı ve geçici bir durumdur. Kendilerine odaklanarak günlük yaşam becerilerini geliştirirler, kim oldukları ve yaşamdan ne istedikleri konusunda daha iyi bir anlayış kazanırlar ve yetişkin yaşamının temellerini inşa etmeye başlarlar. Bu dönemdeki kendine odaklanmanın amacı, aslında kendi kendine yeten bir birey olarak kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmektir. ( Arnett, 2004 ).
d. Arada Kalmış Hissetme Dönemi
       Ergenliğin kısıtlamaları ve yetişkinliğin sorumlulukları arasında beliren yetişkinliğin arayışları ve değişkenlikleri yatmaktadır. Ne yetişkin ne de ergen olan olunan bu dönem beliren yetişkinlere arada kalmışlık duygusu hissettirmektedir. Yetişkin olma yolundadırlar ancak henüz ulaşamamıştırlar. ( Arnett, 2004 ).
e. Fırsatlar Dönemi
       Beliren yetişkinlik, birçok farklı geleceğin var olmasına açık olan, gelecek hakkında çok az şeye kesin olarak karar verilmiş bir dönemdir. Büyük umutların ve hayallerin var olmasına, gerçek yaşamda denenmesine imkan sağlayan bir süreçtir. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, bu dönemdeki gençler bir gün mutlaka istedikleri gibi bir yaşama sahip olacaklarına inanmaktadırlar. Hayatın yedi, belki de on yılını kapsayan bu sınırlı yaşam dönemindeki çoğu kişi için, nasıl yaşayacakları konusundaki seçenek sayıları, o güne kadar olduğundan ve daha sonra herhangi bir zaman diliminde olabileceğinden çok daha fazla olduğu için, umutlarını gerçekleştirmek olanaklı görünmektedir ( Arnett, 2004 ).
BELİREN YETİŞKİNLERDE YAŞ, CİNSİYET VE BAĞLANMA STİLLERİNİN KİMLİK STATÜLERİ ÜZERİNDEKİ ROLÜ

       Erikson’un (1963, 1968) psikososyal gelişim kuramına göre, ergenlik dönemindeki bireylerin yerine getirmeleri gereken görevlerin başında kimlik kazanımı gelmektedir. Her ne kadar ergenlik bu kazanım açısından kritik dönem olsa da, Marcia’ya (1980, 1994) göre kimlik kazanımı ergenlikle başlayıp biten bir süreç değildir. Diğer bir anlatımla, bu süreç bebeklikte benlik-nesne ayrışmasıyla başar, yaşlılıkta benlik bütünleşmesiyle son bulur. Benzer şekilde Arnett (2000, 2005), aşk ve çalışma alanlarında kimlik keşfi sürecinin özellikle 18-25 yaş aralığı için tanımlanan beliren yetişkinlik döneminde ergenliğe göre daha yoğun yaşandığını öne sürmektedir. Arnett’e ( 2005 ) göre, beliren yetişkinlik dönemindeki bireyler ergenlik dönemine göre uzun süreli ve nitelikli romantik bir ilişki sürdürme konusunda kendilerini daha ciddi olarak sorgulamaktadırlar. Yine bu dönemdeki bireyler, yarı
zamanlı işlerde çalışmak yerine yaşamlarının sonuna kadar hangi mesleklerin kendilerini daha fazla mutlu edeceğini, yetenekleri ve ilgilileriyle hangi mesleklerin daha fazla uyumlu olduğunu kendilerine daha sık sormaktadırlar.
       Literatürde, kimlik keşfini ve kazanımını etkileyen birçok faktör üzerinde durulmaktadır. Örneğin anne-baba tutumlarının ( Meeus, Iedemab, Maassena ve Engels, 2005 ), benlik algısının ( Salahu-Din ve Bollman,1994 ), denetim odağının ( Abraham, 1983 ) ve güven duygusunu destekleyecek birisine bağlanmanın ( Avila, Cabral ve Matos, 2012; Kennedy, 1999; Meeus, Oosterwegel ve Volleberg, 2002 ) ergenlerin bu dönemde kimlik kazanımlarını
etkilediği kuramsal (Marcia, 1983) ve ampirik (Arseth, Kroger, Martinussen ve Marcia, 2009) olarak desteklenmiştir. Marcia ( 1988 ), aile içinde kendisini rahat hisseden ve güvenli bağlanmaya sahip ergenlerin çevrelerini daha rahat keşfedeceklerini, bu durumun da onların başarılı kimliği kazanmalarına yardımcı olacağını öne sürmektedir.

Kimlik Statüleri

       Erikson ( 1963, 1968 ), psiko-sosyal gelişim kuramının beşinci evresi olan kimlik kazanmaya karşı rol karmaşasında karar vermenin kimlik oluşumu için merkezi bir role sahip olduğunu ve krizin de karar verme açısından anahtar işlevi gördüğünü vurgulamaktadır. Teorik açıdan tanımlanan kimlik gelişiminin ampirik açıdan da test edilebilmesi için günümüze kadar birçok çalışma ( Berzonsky, 1989, 1990; Marcia, 1966, 1980; Waterman, 1990, 1992 ) yapılmıştır. Bu konuda en dikkate değer çalışmaların başında Marcia’nın ( 1966) kimlik statüleri modeli gelmektedir. Marcia, öne sürdüğü modelini Erikson’un ( 1963 ) kuramında araştırma ( kriz ) ve karar verme olarak tanımladığı iki boyutlu bir sürece bağlamıştır. Araştırma, kimlik biçimlenmesinin merkezinde olup, ergenin kendine göre alternatif ideolojik, mesleki ve kişilerarası değer sistemi kazanabilmesi için aktif şekilde benliğini sorgulamasıdır. Karar verme ise, kişinin araştırmalar sonucu elde ettiği değerlerine, amaçlarına ve inançlarına tutarlı yatırımlar yapmasıdır ( Berman, Schwartz, Kurtines ve Berman, 2001; Marcia, 1980 ). Marcia ( 1966, 1980 ), ideolojik, mesleki ve kişilerarası alanda
araştırmanın ve karar vermenin olup olmamasına bağlı olarak, ergenin dört farklı kimlik statüsünden birisiyle ilgili özellikler sergileyebileceğini ifade etmektedir. Başarılı kimlik statüsündeki bireyler karar verme süreciyle ilgili deneyimlere sahip olup seçtikleri mesleki, ideolojik ve kişilerarası amaçlarının peşinden koşarlar. İpotekli/bağımlı kimlik statüsündeki bireyler mesleki, ideolojik ve kişilerarası amaçlarına sahip olmalarına ve bunları sürdürmelerine rağmen, amaçlar ergen tarafından değil ebeveynleri tarafından seçilmişlerdir. Kimlik kargaşası statüsündeki bireyler mesleki, ideolojik ve kişilerarası amaçlarla ilgili ne bir sorgulamaya, ne de amaçlarına ulaşmayla ilgili bir çabaya sahiptirler. Kimlik arayışı statüsündeki ergenler ise mesleki, ideolojik ve kişilerarası alanlarda sorgulamaları devam ettirmelerine rağmen herhangi bir karara varmış değillerdir. Marcia ( 1966 ), bu aşamayı kimlik kazanmanın ön evresi olarak görmektedir. Kimlik arayışı statüsünde olanlar mesleki, ideolojik ve kişilerarası alanda amaçlarını, değerlerini ve inançlarını seçtiklerinde yaşadıkları kimlik krizini aşıp başarılı kimliğe ulaşabilirler.

Bağlanma

Bağlanmayla ilgili çalışmalar geleneksel olarak anne-bebek ilişkilerine dayanmaktadır (Quintana ve Lapsley, 1987 ). Bağlanma kuramına ( Bowlby, 1982 ) göre, çocuk ile öncelikli bakım veren kişi ( anne/bakıcı ) veya diğer önemli kişiler arasındaki ilişki, çocuğa etrafında güveneceği birilerinin olduğu ve dünyayı keşfetme sürecinde yalnız olmadığı algısını kazandırır. Bowlby’nin ( 1973 ) bağlanma kuramına göre, çocuk kazanmış olduğu güven duygusunu içselleştirerek bu yapıyı aile dışındaki ilişkilerde de kullanmaya başlar. Her ne kadar birisine bağlanma doğuştan gelen bir eğilim olsa da, Bowlby’e ( 1973, 1982 ) göre çocuğun edindiği bağlanma biçimini başka kişilere aktarabilmesi aile içindeki yaşanılan kişilerarası ilişkinin yönü ve niteliğine bağlıdır. Bowlby’nin ( 1973, 1982 ) çalışmalarının yanında başka araştırmacılar da ( Ainsworth, Blehar, Waters ve Wall, 1978; Main, Kaplan ve Cassidy, 1985; Shaver ve Hazan, 1989 ) çocukların ve yetişkinlerin bağlanma stilleri üzerine eğilmişlerdir. Örneğin, Ainsworth ve arkadaşları, bakım veren kişi-çocuk bağlanma örüntülerini araştırdıkları deneysel çalışmada çocukların davranışlarını inceleyerek güvenli, kaygılı-kararsız ve kaçınmacı adını verdikleri ilişkiler belirlemişlerdir. Shaver ve Hazan (1989) ise, anne-çocuk bağlanma stillerinin yetişkin-yetişkin ilişkisinde nasıl ortaya çıktığını araştırmışlar ve benzer yapılar elde etmişlerdir. Bu bulgu, yetişkin bağlanma stillerinin temelinin çocukluk yaşantılarıyla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.

       Yetişkin bağlanma örüntüleri üzerine en kapsamlı model Bartholomew ( 1990 ) tarafından öne sürülmüştür. Bartholomew, modelini Bowlby’nin içsel çalışan modeli ( benlik modeli ve başkaları modeli ) ile Ainsworth’un ( Ainsworth ve diğ., 1978 ) ve Main’in ( Main ve diğ., 1985 ) üçlü bağlanma stiline dayandırmıştır ( Mackinnon ve Marcia, 2002 ). Bartholomew’un ( 1990 ) önerdiği iki boyutlu modele göre bireylerin kendilerine ve diğerlerine arkadaş, sevgili, eş ilişkin olumlu ve olumsuz bakış açıları bağlanma stillerini ortaya çıkarmaktadır. Bu modele göre, kendisine ve karşısındaki kişilere olumlu bakanlar güvenli bağlanan kişiler olarak adlandırılmaktadır. Özsaygı ve özerklik düzeyleri yüksek olan bu kişiler yakın ilişkilerden rahatsız olmazlar. Ayrıca, güvenli bağlananlar terk edilme korkusu taşımazlar ve ciddi anlamda kişiler arası sorunla karşılaşmazlar. Saplantılı bağlanma biçimine sahip olan kişiler kendileriyle ilgili değerlendirmeleri olumsuz, diğerleriyle ilgili değerlendirmeleri ise olumludur. Bağımlı bir ilişki örüntüsü sergileyen bu kişiler yakınlıktan rahatsız olmazken, terk edilme korkusu yaşarlar. Modelde tanımlanan diğer bir bağlanma türü ise kaçınmacı bağlanmadır. Bu bağlanma stilline sahip kişilerin kendileriyle ilgili algılamaları olumlu, başkalarıyla ilgili algılamaları olumsuzdur. Acı çekmekten korkan ve bu nedenle bağlanma kaygısı yaşayan bu kişiler yakınlıktan rahatsız olurlar. Son olarak, korkulu bağlanma stiline sahip kişiler hem kendilerine hem de karşısındakilere olumsuz bakarlar. Bu kişiler sosyal ilişkiler kurmayı istemelerine rağmen yüksek düzeyde yakınlık ve terk edilme korkusu yaşarlar. Korkulu bağlanan kişiler bu nedenle romantik bir ilişki kurmaktan kaçınırlar
( Bartholomew 1990; Bartholomew ve Horowitz, 1991 ).

Kimlik ve Bağlanma Arasındaki İlişkiler

       Kimlik kazanımı ( Erikson, 1963, 1968; Marcia, 1966 ) ve bağlanma ( Bowlby, 1982, 1988 ) her ne kadar farklı kuramsal köklerden gelseler de her iki kavram birbirleriyle yakından ilişkilidir. Kimlik gelişimi ve bağlanma tüm yaşam dönemlerine yayılmış olup keşfetme, araştırma ve bağlanma, sözü geçen iki özelliğin kazanılmasında anahtar rol oynar. Diğer taraftan, kimlik kişi içi süreçlerle ilgili iken, bağlanma daha çok kişilerarası süreçlerle yakından ilgilidir ( Asreth ve diğ., 2009 ). Bağlanma ve kimlik gelişimi arasındaki ilişkileri inceleyen araştırmalara ( Avila ve diğ., 2012; Berman, Weems, Rodrigez, Zamara, 2006; Morsümbül ve Tümen, 2008; Reich ve Seigel, 2002 ) genel olarak bakıldığında, güvenli bağlanmaya sahip bireylerin kimlik keşfi sürecinde ve sonrasında başarılı kimliğe ulaşmada güvensiz bağlananlara göre avantajlı olduğu söylenebilir. Buna karşın, gerek kimlik ile bağlanma ilişkilerinin ebeveyne bağlanma açısından ele alındığı çalışmalarda ve gerekse kimlik statüleri ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkilerin boyutlar bazında ele alındığı çalışmalarda çelişkili sonuçlara rastlanmaktadır. Örneğin, Anderson ve Fleming ( 1996 ) ve Kroger ve Haslett ( 1988 ) ebeveyn bağlanması ile kimlik arasında anlamlı ilişkilere rastlamışken, Quintana ve Lapsley ( 1987 ) ve Matos, Barbosa, De Almeida and Costa’nın (1999 ) çalışmalarında ebeveyn bağlanması ve kimlik arasındaki ilişkiler anlamlı değildir. Ebeveyn bağlanmasıyla diğer bağlanma örüntülerinin ( akran ve romantik ) karşılaştırıldığı çalışmalar literatürdeki çelişkili sonuçların nedenine bir miktar ışık tutmaktadır. Avila ve arkadaşları ( 2012 ), geç ergenlik dönemindeki bireylerde ebeveyne bağlanmanın kimlik üzerinde anlamlı bir yordayıcı olmadığını, kimlik kazanımında daha çok romantik bağlanmanın anlamlı katkısının olduğunu bulmuşlardır. Başka bir çalışmada da ( Meeus ve diğ., 2002 ) benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmada ebeveyn bağlanmasının sadece öğrencilerin okulla ilgili kimlik gelişimlerini, akrana bağlanmanın ise hem okul hem de ilişkiyle ilgili kimlik gelişimlerini desteklediği bulunmuştur. Ayrıca araştırmada öne sürülen ebeveyn bağlanmasının akran bağlanması aracılığıyla kimlik kazanımını etkileyeceği hipotezi desteklenmemiştir. Diğer bir araştırmada ( Meeus ve diğ., 2005 ) elde edilen sonuçlara göre yaş artıkça ebeveyn kontrolü azalmakta, akran ve romantik bağlanmanın kimlik kazanımı üzerindeki etkisi artmaktadır. Bu araştırmalar, ergenliğin başlarına kadar ebeveyn bağlanmasının bireyin kimlik gelişimi üzerinde etkili olduğunu, fakat zamanla akranlarına ve duygusal olarak birisine bağlanmanın kimlik gelişiminde daha ön plana çıktığını işaret etmektedir. Özellikle romantik bağlanma kimlik kazanımı üzerinde beliren yetişkinlik döneminde daha fazla önem kazanmaktadır. Lise ve üniversite örneklemi üzerinde yapılan bir
çalışmada ( Berman ve diğ., 2006 ) kimlik statüleri ile romantik bağlanma arasındaki ilişki sadece üniversite grubunda anlamlı bulunmuştur. Arseth ve arkadaşları ( 2009 ) yaptıkları meta-analiz çalışmasında en güçlü ilişkilerin güvenli bağlanma ile başarılı kimlik ve dağınık kimlik arasında olduğunu bulmuşlardır. Araştırmacıların öngörülerinin aksine güvenli bağlanma kimlik arayışı ile olumsuz yönde, bağımlı kimlik ile olumlu yönde ilişkili bulunmuştur. Aynı araştırmada, bağlanma ve kimlik arasında en tutarsız ilişki örüntülerinin kimlik arayışı ve kimlik kargaşası statülerinde olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak, özelikle Batı kültüründe yapılan araştırmalar güvenli bağlanmanın sağlıklı kimlik gelişiminde ve başarılı kimlik kazanımında anlamlı bir değişken olduğunu göstermiştir. Türkiye’de bu konuda yapılan çalışmalar ( Arslan, 2008; Birgi, 2010; Morsümbül ve Tümen, 2008 ) ise
oldukça sınırlı sayıdadır. Var olan çalışmalarda kimlik statülerinin bağlanma stillerine göre nasıl farklılaştığı varyans analizleri ile incelenmiştir. Ayrıca her üç çalışmada da kimlik farklı açılardan ele alınmıştır. Örneğin, Arslan ( 2008 ) ergenlerin bağlanma stillerine göre kimlik biçimlenmesinin kararlılık/karar verme ve araştırma/keşfetme boyutlarında anlamlı farklılaşmalar bulmuştur. En yüksek kararlılık puan ortalaması kayıtsız bağlanmada, en yüksek keşfetme puan ortalaması ise korkulu bağlanma stilinde rastlanmıştır. Başka bir çalışmada ( Birgi, 2010 ), kimlik kargaşası ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkiler incelenmiş, en fazla kimlik kargaşasının saplantılı/kaygılı bağlanma ve korkulu bağlanma türünde, en az kargaşanın kayıtsız bağlanma türünde olduğu bulunmuştur. Morsümbül ve Tümen’in (2008) çalışmasında ise, bağlanma stilleri açısından başarılı kimlik hariç diğer kimlik statülerinde farklılaşmalar elde edilmiştir. Morsümbül ve Tümen, kimlik arayışı statüsünde yer alan ergenlerin daha çok saplantılı bağlanma, ipotekli kimlik statüsünde yer alan ergenlerin daha çok kayıtsız bağlanma, dağınık kimlik statüsünde yer alan ergenlerin ise daha çok korkulu bağlanma stiline sahip olduklarını bulmuştur.
Özetle;
       Ergenlikten yetişkinliğe geçişi kapsayan dönem, değişen zamanla birlikte önceki nesillere göre farklı boyutlar kazanmıştır. Yapılan çalışmalar bu sürecin hem ergenlikten hem de yetişkinlikten farklı bir dönem olduğunu ortaya çıkarmış ve dikkatleri bu yeni yaşam dönemi üzerine çekmiştir. Onlu yaşların sonu ile yirmili yaşlardaki bireylerin içinde bulunduğu durumu tanımlayan bu yeni dönem “Beliren Yetişkinlik” olarak isimlendirilmekte ve bu yaş aralığını daha iyi anlatmaktadır.







                                                           KAYNAKLAR

·      Çok, F. ve Atak, H., ( 2008 ), Yetişkinliğe Geçiş: Kuramsal Yaklaşımları, XI. Ulusal Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Kongresi

·      İlhan, T. ve Özdemir, Y., ( 2012 ) Dicle Üniversitesi, Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, sayı 19, ( 227-241 )


·      Arnett, J.J., ( 2004 ), Emerging Adulthood: The Winding Road From The Late Teens Through The Twenties, Oxford University Press, USA

·      Milller, P.H., ( 2008 ), Gelişim Psikolojisi Kuramları, İmge Kitapevi


·      Santrock, J.W., ( 2014 ), Yaşam Boyu Gelişim, Nobel Yayınevi

·      Aydın, B. ( 2005 ), Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, Pegame Yayıncılık

Hiç yorum yok: